Evrim teorisini tek başına yıkan gerçek: Tek bir proteinin bile tesadüfen oluşması imkansızdır

Proteinler neden tesadüfen oluşamaz?

PKK'ya Çözüm Darwinizm'i Yıkmaktır

En büyük silah fikirdir. PKK; Marksist, Leninist, Stalinist, komünist bir örgütlenmedir. Komünizmin temeli materyalizmdir. Materyalizmin temeli Darwinizm'dir. Darwinizm'in olmadığı yerde materyalizm olmaz. Materyalizmin olmadığı yerde komünizm olmaz. Komünizmin olmadığı yerde de PKK olmaz. Devamı...

evrim teorisi

Evrim teorisi ya da “Darwinizm” kavramlarını duyan insanların bir bölümü, bu kavramların sadece biyolojinin ilgi alanına girdiğini ve kendi yaşamları açısından bir önem taşımadığını sanabilirler. Oysa, evrim teorisi, biyolojik bir kavram olmanın ötesinde, dünya üzerinde yaygın bir kitleyi etkisi altına almış yanlış bir felsefenin altyapısını oluşturur.

Bu felsefe, sadece maddenin varlığını kabul eden, insanı bir “madde yığını” olarak gören, insanın gelişmiş bir hayvan türü olarak ortaya çıktığını ve doğadaki tek geçerli kanunun “çatışma” olduğunu varsayan bir öğretidir. İsmi “materyalizm“dir ve her ne kadar bilim görüntüsü altında insanlara empoze edilse de, bilimsel bir dayanağı bulunmayan eski bir dogmadır. Eski Yunan’da doğan bu dogma, 18. yüzyılda bazı Avrupalı düşünürler tarafından yeniden tarihin tozlu raflarından çıkarılmış, 19. yüzyılda Marx, Darwin, Freud gibi teorisyenler tarafından bilimlere uygulanmış, daha doğrusu çeşitli bilim dalları materyalist felsefeye uydurulabilmek için çarpıtılmıştır.

19. ve 20. yüzyıl materyalizmin kanlı bir “deney alanı” olmuştur: Bu felsefeden kaynak bulan (veya ona tepki görüntüsü altında onunla aynı temelleri paylaşan) ideolojiler ve dünya görüşleri, dünyaya acımasızlık, çatışma, savaş ve kaos getirmişlerdir. 20. yüzyılda yaklaşık 120 milyon insanın yaşamına mal olan komünizm, materyalist felsefenin siyasi uygulamasından başka bir şey değildir. Materyalizme reddiye iddiasıyla ortaya çıkan, oysa bu felsefenin çatışmacı temelini aynen benimseyen faşizm, iki büyük dünya savaşının, sayısız soykırım, katliam ve zulmün sorumlusudur.

Devamı >>>

Bugünkü savunulduğu şekliyle evrim teorisini ortaya atan kişi, amatör bir İngiliz doğabilimci olan Charles Robert Darwin’dir.

Darwin hiçbir zaman gerçek bir biyoloji eğitimi almamıştı. Doğa ve canlılar konusunda sadece amatör bir ilgiye sahipti. Bu ilgisinin bir sonucu olarak, 1832 yılında İngiltere’den yola çıkan ve beş yıl boyunca dünyanın farklı bölgelerini gezen H.M.S. Beagle adlı resmi keşif gemisinde gönüllü olarak yer aldı. Darwin, bu gezi sırasında gördüğü farklı canlı türlerinden, özellikle de Galapagos Adalarında gördüğü farklı ispinoz türlerinden çok etkilenmişti. Bu kuşların gagalarındaki farkların, çevreye uyum sağlamalarından kaynaklandığını düşündü. Bu düşünceden hareketle canlılardaki bütün çeşitliliğin kökeninde “çevreye uyum” kavramının olduğunu varsaydı. Darwin bu varsayımı ile bilimsel gerçekleri göz ardı ederek, canlı türlerini Allah’ın yarattığı gerçeğine karşı çıkmış ve canlıların ortak bir atadan gelerek, doğa şartları sonucunda birbirlerinden farklılaştıklarını öne sürmüştü.

Darwin’in bu varsayımı hiçbir bilimsel bulgu ya da deneye dayanmıyordu. Ancak Darwin, dönemin ünlü materyalist biyologlarından aldığı destek ve teşviklerle, bu varsayımlarını zamanla iddialı bir teori haline getirdi. Bu teoriye göre canlılar tek bir ilkel atadan geliyorlardı ama çok uzun bir süreç içinde küçük küçük değişimlere uğramışlar ve böylece farklılaşmışlardı. Ortama en iyi şekilde uyum sağlayanlar özelliklerini gelecek nesillere aktarıyor, böylece bu yararlı değişimler zamanla birikerek bireyi, atalarından tamamen farklı bir canlıya dönüştürüyordu. (Bu “yararlı değişimler”in kökeninin ne olduğu ise meçhuldü.) Darwin’e göre insan da, bu hayali mekanizmanın en gelişmiş ürünüydü.

Devamı >>>

Evrimci düşüncenin kökeni, yaratılış gerçeğini reddeden dogmatik bir inanç olarak antik çağlara dek uzanır. Eski Yunan’daki ateist felsefecilerin çoğu evrim fikrini savunmuştur. Felsefe tarihine bir göz attığımızda da, evrim düşüncesinin pek çok ateist felsefenin belkemiğini oluşturduğunu görürüz.

Modern bilimin doğması ve gelişmesinde ise, bu antik ateist felsefenin değil, Allah inancının teşvik edici rolü vardır. Modern bilime öncülük edenlerin çok büyük bölümü Allah’ın varlığına inanan insanlardır ve bilimsel çalışmalar yaparken de Allah’ın yarattığı evreni keşfetme, O’nun kanunlarını, yaratışındaki detayları görme amacını taşımışlardır. Leonardo da Vinci, Kopernik, Keppler, Galilei gibi astronomlar, paleontolojinin babası sayılan Cuvier, botaniğin ve zoolojinin öncüsü olan Linnaeus, “yaşamış en büyük bilim adamı” olarak anılan Isaac Newton gibi isimler, Allah’ın varlığına, tüm evrenin ve canlıların O’nun yaratmasıyla var olduğuna inanarak bilim yapmışlardır.

Modern fiziğin kurucularından ünlü Alman fizikçisi Max Planck ise şöyle demiştir: “Hangi alanda olursa olsun bilimle ciddi şekilde ilgilenen herkes, bilim mabedinin kapısındaki şu yazıyı okuyacaktır: ‘İman et.’ İman, bilim adamının vazgeçemeyeceği bir özelliktir.“

Evrim teorisi ise, antik materyalist felsefelerin yeniden uyandırılmasıyla gündeme gelen ve 19. yüzyılda yaygınlaşan materyalist felsefenin ürünüdür. Materyalizm, başta da belirttiğimiz gibi, doğayı yalnızca maddi etkenlerle açıklamaya çalışır. Yaratılışı en baştan reddettiği için de, canlı ve cansız her varlığın, hiçbir yaratılış olmadan, rastlantılarla ortaya çıktığını ve düzen kazandığını öne sürer. Oysa insan aklı, bir düzen gördüğünde mutlaka bir düzenleyici iradenin varlığını kavrayacak şekilde işlemektedir. İnsan aklının bu en temel özelliğine aykırı olan materyalist felsefe, 19. yüzyılın ortasında “evrim teorisi”ni üretmiştir.

Devamı >>>

Darwin’in evrim teorisi bir dindir, bilimle hiçbir ilgisi yoktur. Darwin’in evrim teorisi 1.5 asırdır bilimsellik adına dünyayı aldatan bir teoridir. Paleontoloji, embriyoloji, arkeoloji, mikrobiyoloji, genetik, zooloji birer bilim dalıdır. Fakat evrim bilim değildir. Evrimin şimdiye dek ortaya atılan bütün iddiaları yalanlanmıştır. Evrim, proteinlerin tesadüfen oluştuğunu iddia eder; oysa tek bir proteinin bile tesadüfen ortaya çıkması imkansızdır. Evrim, ara geçiş formlarının olduğunu iddia eder; oysa tek bir ara geçiş formu bile bulunmamıştır. Evrim, canlıların milyonlarca yıl boyunca değiştiklerini iddia eder; oysa fosilleri bulunan canlıların büyük bir kısmı günümüzde yaşayan, milyonlarca yıl boyunca değişmemiş kompleks canlılardır. Evrim, teorinin lehinde delillerin olduğunu iddia eder; oysa evrimcilerin delil olarak ortaya sunduğu fosillerin tümü sahte ve geçersizdir. Şimdiye dek Darwinistlerin birer kanıt olarak gösterdikleri tüm fosil ve kafataslarının teoriye bir delil teşkil etmediği kesin olarak ispat edilmiştir.

Sudan karaya hayali geçişin en büyük delili olarak sunulan coelacanth’ın halen günümüz denizlerinde yaşamakta olduğunun anlaşılması, Darwinizm sahtekarlığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Karadan havaya hayali geçişin en büyük delili olarak savunulan Archeaopteryx’in 150 milyon yıllık uçucu bir kuş olduğunun anlaşılması, bu en büyük sözde delili de ortadan kaldırmıştır.

Yüzyılımızın bilim ve teknolojisi ve bulunan fosil kayıtları, bir teori olarak ortaya atılmış olan ve hiçbir delil ile desteklenmeyen evrim teorisini kesin olarak yalanlamış bulunmaktadır. Dolayısıyla evrim teorisini bilim olarak saymak, bilime, akla ve mantığa aykırı bir harekettir. Örneğin Big Bang de bir teoridir. Fakat bu teori bilimseldir; bilimsel kökeni bulunmaktadır, çeşitli bilimsel bulgularla desteklenmektedir. Ancak evrim teorisi için bu durum geçerli değildir. Evrim teorisinin başlangıç noktası hiçbir bilimsel kökene dayanmadığı gibi, gündemde olduğu son 150 yıldır da teorinin lehinde tek bir bilimsel delil bulunmamıştır. Evrim teorisi yalnızca bir din olarak ayakta tutulmaktadır. Sahte bir inanç sistemi, sahtekarlıklarla ayakta tutulmaya çalışılan bir yalandır. Bilimi savunmak amacıyla hareket eden bilim adamlarının, bu gerçeği öncelikli olarak dikkate almaları gerekmektedir.

Devamı >>>

Darwinizm, Allah’ın varlığı ve birliğini, insanların Rabbimiz’e karşı sorumlu olduklarını inkar eder. Materyalizmin ve din ahlakına uygun olmayan akımların dayanak noktasıdır. Bu nedenle bilimsel olarak çürütülmüş olmasına rağmen, ideolojik kaygılarla sürekli ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Evrenin ve insanın, kör tesadüflerin eseri olduğu yanılgısını savunan Darwinist-materyalist akımlar, sözde bir tür hayvan olan insanların arasındaki ilişkilerin de hayvani olması gerektiğini iddia ederler.

Bu sapkın görüş, bencilliği, acımasızlığı, kavgayı, çatışmayı, adam öldürmeyi kendince makul görür. Merhamet, sevgi, şefkat, saygı gibi duyguları ise sözde evrim sürecini gerileten birer engel olarak kabul eder. Darwinist telkinlerle insan sevgisinden uzak, zalim, saldırgan, çıkarcı insanlar yetişir.

Bu durum karşısında, insanlığın Darwinizm’in tehlikelerine ve aldatmacalarına karşı uyarılması ve böylesine tehlikeli bir zihniyetin fikren etkisiz hale getirilmesi hayati öneme sahiptir. Ne var ki, Darwinizm’i ve sebep olduğu tehlikeleri kavrayamayan insanlar, Darwinizm’e karşı yürütülen ilmi mücadelenin de önemini anlayamamaktadır.

Bu kişiler Darwinizm’le ilmen mücadele etmek yerine, bu mücadeleyi göz ardı edebilmek ve bu mücadeleden kaçınabilmek için farklı yollara başvururlar. Bazıları,“Darwinizm aslında bu kadar önemli bir konu değil” diyerek kendilerince bu fikri mücadeleyi önemsiz görmeye ve göstermeye çalışır. Bazıları da, İslam ile evrim teorisi arasında sözde “orta bir yol” oluşturmayı hedefler. Bunun için kendilerince Darwinizm’le İslam’ı bağdaştırmaya uğraşırlar. “Darwinizm’i Müslümanlaştırma çabası”olarak adlandırabileceğimiz bu tutum, çok ciddi hatalar ve yanılgılar içermektedir. Darwinizm’le İslamiyet arasında kendince fikri bir “uzlaşma” aramak, Müslüman için asla söz konusu olmamalıdır. Ortaya atılma sebebi, Allah’ı ve yaratılışı inkar etmek olan bir teori ile “uzlaşmak” samimi olarak iman edenler için mümkün değildir. Üstelik, Kuran ayetlerinde de, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde de evrime işaret eden tek bir açıklama dahi bulunmamaktadır.

Devamı >>>

Pek çok insan evrim teorisini, ilk olarak Charles Darwin’in ortaya attığı, bilimsel delillere, gözlemlere ve deneylere dayalı bir teori zanneder. Oysa evrim teorisinin ilk fikir babası Darwin olmadığı gibi, teorinin kaynağı da bilimsel deliller değildir. Teori, antik bir dogma olan materyalist felsefenin doğaya uyarlanmasından ibarettir. Bugün de teori, kendisini destekleyen bilimsel bulgular olmamasına rağmen, sırf materyalist felsefe uğruna körü körüne savunulmaktadır.

Bu bağnazlık dünyaya çok büyük belalar getirmiştir. Çünkü Darwinizm’in ve ondan dayanak bulan materyalist felsefenin yaygınlaşmasıyla birlikte, “insan nedir” sorusuna verilen cevap değişmiştir. Daha önceden bu soruya “insan, Allah’ın yarattığı ve O’nun öğrettiği güzel ahlaka göre yaşaması gereken bir varlıktır” cevabını veren insanlar, “insan rastlantılarla var olmuş, yaşam mücadelesiyle gelişmiş bir hayvandır” diye düşünmeye başlamışlardır. Bu büyük yanılgının faturası ise çok ağırdır. Irkçılık, faşizm, komünizm gibi vahşet ideolojileri ve diğer pek çok barbar, çatışmacı dünya görüşü, bu yanılgıdan güç bulmuştur.

Darwin, teorisini geliştirirken temel bir yanılgıdan yola çıkmıştı: “Canlıların gelişimi doğadaki yaşam mücadelesine bağlıdır. Bu mücadeleyi güçlü olanlar kazanır. Zayıflar ise ezilerek yok olmaya mahkumdurlar”.

Darwin’in bilim dışı görüşüne göre, doğada acımasız bir yaşam mücadelesi, daimi bir çatışma vardı. Güçlüler her zaman güçsüzleri alt ediyor ve gelişme de bu sayede mümkün oluyordu. Türlerin Kökeni kitabına koyduğu altbaşlık da, onun bu görüşünü özetliyordu: “Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon ve Yaşam Mücadelesinde Kayırılmış Irkların Korunması Yoluyla”.

Dahası Darwin, “yaşam mücadeles<i”nin insan ırkları arasında da geçerli olduğunu öne sürmüştü. Bu gerçek dışı iddiaya göre, “kayırılmış ırklar” bu mücadelede üstün geliyorlardı.

Devamı >>>

Güncel Yazılar

Adnan Oktar: Laboratuvar ortamında molekül üretmek evrime delil değildir

Nature dergisinin 29 Ekim sayısında, ‘’Test tüpünde oluşturulan bir enzimle yaşamın ortaya çıkışı açıklanabilir’’ başlıklı bir makale yayınlandı. Buna göre bilim adamları “ribozim” ismini verdikleri bir molekülü test tübünde oluşturmuşlardı ve bu gelişmenin evrime delil olduğunu iddia ediyorlardı.
devamı...

Dünyada Darwinizm’i yıkan isim Sn. Adnan Oktar’dır

Evrim teorisinin geçersizliğini anlatan kişiler bulunsa da Darwinistlerin kesin yenilgiye uğramasında hiç kuşkusuz ki en önemli isimlerden biri Sayın Adnan Oktar’dır. Yurtdışındaki bazı çalışmalar ve Sayın Oktar’ın eserlerinin etkisi kıyaslandığında bu gerçek açıkça görülmektedir.
devamı...

Evrimsel mekanizmalarla açıklanması imkansız olan protein sentezi

Evrimciler de bilmektedirler ki, canlılığın en küçük yapıtaşı olan tek bir protein molekülünün dahi tesadüfler sonucu kendiliğinden oluşması imkansızdır. En küçük protein molekülü dahi üstün bir yaratılışa, hayranlık uyandıran mekanizmalara ve özelliklere sahiptir.
devamı...

İman Gözüyle Bilimi Değerlendirebilmek

Yaşadığımız bu harikulade evren, harika dünyamız, içinde birbirinden güzel bitkilerin, meyvelerin, hayvanların olduğu mekanımız ve canlılardaki her bir detay içimizde büyük bir hayranlığa yol açar. Bu hayranlığımız bütün bunları yaratan Allah’adır. Halbuki diyalektik materyalizm ve onun doğaya uygulanmış hali olan evrim teorisi insanlardaki bu hayranlığı köreltirler.
devamı...

Yaratılış Gerçeği

Devamı-> -

Milyonlarca yıllık taşlaşmış fosiller ve amberler "Biz evrim geçirmedik, yaratıldık" diyor!

Yaratılış Müzesi'nde sergilenen tüm fosillerin yer aldığı arşivimiz.

İnsanın Evrimi Senaryosu

Evrim Aldatmacası kitabından

Daha önceki bölümlerde, önce doğada canlıları evrimleştirecek hiçbir mekanizma olmadığını inceledik, sonra da canlı türlerinin bir evrim süreci sonucunda değil, bugünkü kusursuz yapılarıyla bir anda ortaya çıktıklarını, yani ayrı ayrı yaratıldıklarını gördük. Bu durumda elbette “insanın evrimi”nin de yaşanması asla mümkün olmayan bir hikaye olduğu açıktır.

Peki, ama bu hikayenin evrimcilerce öne sürülen dayanağı nedir?

Bu dayanak, evrimcilerin üzerinde hayali yorumlar yapabilecekleri fosillerin çokluğudur. Tarih boyunca 6000′den fazla maymun türü yaşamıştır. Bunların çok büyük bir bölümü, nesli tükenerek ortadan kaybolmuştur. Bugün yalnızca 120 kadar maymun türü yeryüzünde yaşamaktadır. İşte, bu 6000 civarındaki nesli tükenmiş maymun türünün fosilleri evrimciler için çok zengin bir malzeme kaynağı oluşturur.

Evrimciler, yok olmuş maymun türlerinden işlerine gelen bir bölümünün kafataslarını ve kemiklerini küçükten büyüğe doğru dizmiş, bu seriye nesli tükenmiş bazı insan ırklarına ait kafataslarını da ekleyerek insanın evrimi senaryosunu yazmışlardır. Senaryo şöyledir: “İnsanlar ve günümüz maymunları ortak atalara sahiptirler. Bu yaratıklar zamanla evrimleşerek bir kısmı günümüz maymunlarını meydana getirmiş, evrimin diğer bir kolunu izleyen bir başka grup da günümüz insanlarını oluşturmuştur”.

Oysa, bütün paleontolojik, anatomik ve biyolojik bulgular bize, evrimin bu iddiasının da diğerleri gibi geçersiz olduğunu göstermektedir. İnsanla maymun arasında herhangi bir akrabalık olduğuna dair hiçbir somut kanıt yoktur. Sahtekarlıklar, çarpıtmalar, göz boyamalar, aldatıcı çizim ve hayali yorumlar dışında…

Devamı >>>

İnsanın Hayali Soy Ağacı

Darwinist iddia, bugün yaşayan günümüz insanının maymunsu birtakım yaratıklardan geldiğini varsayar. 4-5 milyon yıl önce başladığı varsayılan bu süreçte, günümüz insanı ile ataları arasında birtakım “ara form”ların yaşadığı iddia edilir. Gerçekte tümüyle hayali olan bu senaryoda dört temel “kategori” sayılır:

  1. Australopithecines (Australopithecuslar)
  2. Homo habilis
  3. Homo erectus
  4. Homo sapiens

Evrimciler, insanların sözde ilk maymunsu atalarına “güney maymunu” anlamına gelen “Australopithecus” ismini verirler. Bu canlılar gerçekte soyu tükenmiş eski bir maymun türünden başka bir şey değildir. Australopithecusların çeşitli türleri bulunur; bunların bazıları iri yapılı, bazıları ise daha küçük ve narin yapılı maymunlardır.

İnsan evriminin bir sonraki safhasını da evrimciler, “Homo” yani insan olarak sınıflandırırlar. İddiaya göre Homo serisindeki canlılar, Australopithecuslar’dan daha gelişmiş canlılardır. Bu türün evriminin en son aşamasında ise, Homo sapiens, yani günümüz insanının oluştuğu öne sürülür.

Evrimci yayınlarda ve ders kitaplarında yer alan ya da medyada zaman zaman adı geçen “Java Adamı”, “Pekin Adamı”, “Lucy” gibi fosiller de üstte saydığımız dört türden birine dahil edilirler. Bu türlerin de kendi içlerinde alt türleri olduğu kabul edilir.

Devamı >>>

Australopithecus: Bir Maymun Türü

İlk kategori olan Australopithecus “güney maymunu” anlamına gelir. Bu canlıların ilk olarak Afrika’da 4 milyon yıl kadar önce ortaya çıktıkları ve 1 milyon yıl öncesine kadar da yaşadıkları sanılmaktadır. Australopithecuslar arasında bazı ayrımlar vardır. Evrimciler en eski Australopithecus türünün A. afarensis olduğunu varsayarlar. Bundan sonra ise, daha ince kemikli olan A. africanus ile, ondan daha büyük kemiklere sahip olan A. robustus gelir. A. boisei bazı araştırmacılara göre ayrı bir tür, bazılarına göre ise A. robustus‘un alt türü olarak kabul edilmektedir.

Australopithecus türlerinin tümü, günümüz maymunlarına benzeyen soyu tükenmiş maymunlardır. Tümünün beyin hacimleri, günümüz şempanzelerininkiyle aynı veya daha küçüktür. Ellerinde ve ayaklarında günümüz maymunlarındaki gibi ağaçlara tırmanmaya yarayan çıkıntılar mevcuttur ve ayakları dallara tutunmak için kavrayıcı özelliklere sahiptir. Boyları kısadır (en fazla 130 cm.) ve aynı günümüz maymunlarındaki gibi erkek Australopithecus dişisinden çok daha iridir. Kafataslarındaki yüzlerce ayrıntı, birbirine yakın gözler, sivri azı dişleri, çene yapısı, uzun kollar, kısa bacaklar gibi birçok özellik, bu canlıların günümüz maymunlarından farklı olmadıklarını gösteren delillerdir.

Bu konudaki evrimci iddia ise, Australopithecuslar’ın, tam bir maymun anatomisine sahip olmalarına rağmen, diğer tüm maymunların aksine, insanlar gibi dik olarak yürüdükleri tezidir.

Söz konusu “dik yürüme” iddiası, Richard Leakey, Donald Johanson gibi evrimci paleoantropologların onyıllardır savundukları bir görüştür. Ama pek çok bilim adamı, Australopithecus‘un iskelet yapısı üzerinde sayısız araştırma yapmış ve bu iddianın geçersizliğini ortaya koymuştur.İngiltere ve ABD’den dünyaca ünlü iki anatomist, Lord Solly Zuckerman ve Prof. Charles Oxnard’ın, Australopithecus örnekleri üzerinde yaptıkları çok geniş kapsamlı çalışmalar bu canlıların iki ayaklı olmadıklarını, günümüz maymunlarınınkiyle aynı hareket şekline sahip olduklarını göstermiştir. İngiliz hükümetinin desteğiyle, beş uzmandan oluşan bir ekiple bu canlıların kemiklerini on beş yıl boyunca inceleyen Lord Zuckerman, kendisi de bir evrimci olmasına rağmen, Australopithecuslar’ın sadece sıradan bir maymun türü oldukları ve kesinlikle dik yürümedikleri sonucuna varmıştır.72 Bu konudaki araştırmalarıyla ünlü diğer evrimci anatomist Charles E. Oxnard da Australopithecuslar’ın iskelet yapılarını günümüz orangutanlarınınkine benzetmektedir.73

Devamı >>>

Homo Habilis: İnsan Yapılmak İstenen Maymun

Australopithecuslar’ın iskelet ve kafatası yapılarının şempanzelerden neredeyse farksız oluşu ve canlıların dik yürüdükleri iddiasının da sağlam kanıtlarla çürütülmesi, evrimci paleoantropologları oldukça zor durumda bırakmıştır. Çünkü hayali evrim şemasında Australopithecuslar’dan sonra Homo erectus gelir. Homo erectus, isminin başındaki “Homo” yani “insan” teriminden de anlaşıldığı gibi bir insan grubudur ve iskeleti de tamamen diktir. Kafatası hacmi Australopithecuslar’ın iki katı kadardır. Şempanze benzeri bir maymun türü Australopithecuslar’dan, günümüz insanından farksız bir iskelete sahip olan Homo erectus‘a geçmek ise, evrimci teoriye göre bile mümkün değildir. Dolayısıyla “bağlantı”lar, yani “ara form”lar gerekir. İşte Homo habilis kavramı, bu zorunluluktan doğmuştur.

Homo habilis sınıflandırması 1960′lı yıllarda ailece “fosil avcısı” olan Leakey’ler tarafından ortaya atıldı. Leakey’lere göre, Homo habilis olarak sınıflandırdıkları bu yeni tür canlı, dik yürüme yeteneğine, göreceli olarak büyük bir beyin hacmine, taştan ve tahtadan alet kullanma yeteneğine sahipti. Bu sebeple insanın atası olabilirdi.

Oysa 80′li yılların ortalarından sonra bulunan aynı türe ait yeni fosiller, bu görüşü tamamen değiştirecekti. Yeni bulunan fosillere dayanan Bernard Wood ve Loring Brace gibi araştırmacılar, bunların, “alet kullanabilen insan” anlamına gelen Homo habilis yerine, “alet kullanabilen Güney Afrika maymunu” anlamına gelen Australopithecus habilis olarak sınıflandırılması gerektiğini söylediler. Çünkü Homo habilis, Australopithecus ismi verilen maymunlarla birçok ortak özellikler taşıyordu. Aynı Australopithecus gibi uzun kollu, kısa bacaklı ve maymunsu bir iskelet yapısına sahipti. El ve ayak parmakları tırmanmaya uyumluydu. Çene yapıları tamamen günümüz maymunlarınınkine benziyordu. 550 cc.’lik beyin hacimleri de bunların birer maymun olduklarının en iyi göstergesiydi. Kısacası bazı evrimciler tarafından ayrı bir tür olarak gösterilen Homo habilis, gerçekte tüm diğer Australopithecuslar gibi bir maymun türüydü.

Devamı >>>

Homo Erectus ve Sonrası: Gerçek İnsanlar

Evrimcilerin hayali şemasına göre Homo türünün kendi içindeki evrimi şöyledir: Önce Homo erectus, sonra Homo sapiens archaic ve Neandertal insanı, sonra daCro-magnon Adamı ve günümüz insanı… Oysa bu sınıflamaların hepsi, gerçekte sadece özgün insan ırklarıdır. Aralarındaki fark, bir eskimo ile bir zenci ya da bir pigme ile Avrupalı arasındaki farktan daha büyük değildir.

Öncelikle evrimcilerin en ilkel tür saydıkları Homo erectus‘u inceleyelim. “Erect” terimi “dik” demektir. Homo erectus ise “dik yürüyen insan” anlamına gelir. Evrimciler bu insanları, “erect” sıfatı ile öncekilerden ayırmak zorunda kalmışlardır. Çünkü eldeki tüm Homo erectus fosilleri, Australopithecus ya da Homo habilis örneğinde görülmediği kadar diktir. Günümüz insanının iskeleti ile Homo erectus iskeleti arasında hiçbir fark yoktur.

Evrimcilerin Homo erectus‘u “ilkel” saymaktaki en önemli dayanakları ise, kafatası hacminin (900-1100 cc.) günümüz insanının ortalamasından küçüklüğü ve kalın kaş çıkıntılarıdır. Oysa bugün de dünyada Homo erectus‘la aynı kafatası ortalamasında pek çok insan yaşamaktadır (örneğin pigmeler) ve bugün de çeşitli ırklarda kaş çıkıntıları vardır (örneğin Avusturalya yerlileri Aborijinler’de).

Kafatası hacmi farklılığının zeka ve beceri yönünden hiçbir fark oluşturmadığı ise bilinen bir gerçektir. Zeka, beynin hacmine göre değil, beynin kendi içindeki organizasyonuna göre değişir.82

Homo erectus‘u dünyaya tanıtan fosiller, her ikisi de Asya’da bulunan Pekin Adamı ve Java Adamı fosilleriydi. Ancak zamanla bu iki kalıntının da güvenilir olmadıkları anlaşıldı. Pekin Adamı, sadece alçıdan yapılmış ve aslı kaybolmuş modellerden ibaretti, Java Adamı ise bir kafatası parçası ile, ondan metrelerce uzakta bulunmuş bir leğen kemiğinden oluşuyordu ve bunların aynı canlıya ait olduğuna dair hiçbir gösterge yoktu. Bu nedenle Afrika’da bulunan Homo erectus fosilleri giderek daha fazla önem kazandı. (Bu arada, Homo erectus olarak tanımlanan fosillerin bir kısmının, bazı evrimciler tarafından Homo ergaster adlı ikinci bir sınıflamaya dahil edildiğini de belirtmek gerekir. Bu konuda aralarında anlaşmazlık vardır. Biz söz konusu fosillerin hepsini Homo erectus sınıflaması içinde ele alacağız.)

Devamı >>>

Neandertaller: İri Yapılı Bir İnsan Irkı

Neandertaller bundan 100 bin yıl önce Avrupa’da aniden ortaya çıkmış ve yaklaşık 35 bin yıl önce de yine hızlı ve sessiz bir biçimde yok olmuş -ya da diğer ırklarla karışarak asimile olmuş- insanlardır. Günümüz insanından tek farkları, iskeletlerinin biraz daha güçlü ve kafatası ortalamalarının biraz daha yüksek olmasıdır.

Neandertaller bir insan ırkıdır ve bugün artık bu gerçek hemen herkes tarafından kabul edilmektedir. Evrimciler bu insanları “ilkel bir tür” olarak göstermek için çok çabalamışlar, ama bütün bulgular Neandertal insanının bugün sokakta yürüyen herhangi bir “yapılı” insandan daha farklı olmadığını göstermiştir. Bu konuda önde gelen bir otorite sayılan New Mexico Üniversitesi’nden paleoantropolog Erik Trinkaus şöyle yazar:

Neandertal kalıntıları ve günümüz insan kemikleri arasında yapılan ayrıntılı karşılaştırmalar göstermektedir ki, Neandertaller’in anatomisinde, ya da hareket, alet kullanımı, zeka seviyesi veya konuşma kabiliyeti gibi özelliklerinde günümüz insanlarından aşağı sayılabilecek hiçbir şey yoktur.88

Bu nedenle günümüzde birçok araştırmacı, Neandertal insanını günümüz insanının bir alt türü olarak tanımlayarak “Homo sapiens neandertalensis” demektedir. Bulgular, Neandertaller’in ölülerini gömdüklerini, çeşitli müzik aletleri yaptıklarını ve aynı dönemde yaşamış Homo sapiens sapienslerle beraber, gelişmiş bir kültürü paylaştıklarını açıkça göstermektedir. Kısacası Neandertaller, sadece zamanla ortadan kaybolmuş “yapılı” bir insan ırkıdır.

Devamı >>>

Evrimin İki Ayaklılık Çıkmazı

Şimdiye kadar ele aldığımız tüm fosil kayıtlarının yanısıra, insanlarla maymunlar arasındaki aşılamaz anatomik uçurumlar da insanın evrimi masalını geçersiz kılar. Bu uçurumların biri, yürüyüş şeklidir.

İnsan iki ayağı üzerinde dik yürür. Bu, başka hiçbir canlıda rastlanmayan, çok özel bir hareket şeklidir. Diğer bazı hayvanlar ise iki ayaklı olarak sınırlı bir hareket kabiliyetine sahiptirler. Ayı ve maymun gibi hayvanlar ender olarak (örneğin bir yiyeceğe ulaşmak istediklerinde) iki ayakları üzerinde kısa süreli hareket edebilirler. Normalde öne eğik bir iskelete sahiptirler ve dört ayakla yürürler.

Peki acaba iki ayaklılık evrimcilerin iddia ettiği gibi maymunların dört ayaklı yürüyüşünden mi evrimleşmiştir?

Hayır… Araştırmalar göstermiştir ki, iki ayaklılığın evrimi hiçbir zaman gerçekleşmemiştir, gerçekleşmesi de mümkün değildir. Öncelikle iki ayaklılık evrimsel bir avantaj değildir. Zira, maymunların hareket şekli insanın iki ayaklı yürüyüşünden daha kolay, hızlı ve verimlidir. İnsan ne bir şempanze gibi ağaçlar arasında daldan dala atlayarak ilerleyebilir, ne de bir çita gibi saatte 125 km. hızla koşabilir. Aksine insan, iki ayağı üzerinde yürüdüğü için, yerde çok daha yavaş bir biçimde hareket edebilir ve bu nedenle doğadaki canlıların en savunmasızlarından biridir. Dolayısıyla, evrim teorisinin kendi mantığına göre, maymunların iki ayaklı yürümeye yönelmelerinin hiçbir anlamı yoktur. Aksine, evrime göre insanlar dört ayaklı hale gelmelidirler.

Evrimci iddianın bir diğer çıkmazı ise, iki ayaklılığın Darwinizm’in “aşama aşama gelişme” modeline kesinlikle uymamasıdır. Evrimin temelini oluşturan bu model, evrimin bir aşamasında iki ayaklılıkla dört ayaklılık arasında “karma” bir yürüyüş olmasını zorunlu kılar. Oysa İngiliz paleoantropolog Robin Crompton, 1996 yılında bilgisayar yardımıyla yaptığı araştırmalarda bu çeşit bir “karma” yürüyüşün imkansız olduğunu göstermiştir. Crompton’un vardığı sonuç şudur: Bir canlı ya tam dik, ya da tam dört ayağı üzerinde yürüyebilir.100 Bu ikisinin arası bir yürüyüş biçimi, enerji kullanımının aşırı derecede artması nedeniyle mümkün olmamaktadır. Bu yüzden yarı-iki ayaklı bir canlı var olması mümkün değildir.

Sayın Adnan Oktar Darwinizm’in de Materyalizmin de özgürce anlatılması gerektiği düşüncesindedir

Sayın Adnan Oktar’ın A9 TV’deki 8 Haziran 2012 tarihli canlı sohbetinden

ADNAN OKTAR: Biz de gençlerimizi her türlü felsefeye karşı eğiteceğiz, bilgilendireceğiz.DARWİNİZM’İ, MATERYALİZMİ TAM ANLAMIYLA BİLECEK. DARWİNİZM’İ ÖĞRETMEMEK DİYE BİR İDDİAMIZ YOK Kİ, DARWİNİZM’İN BÜTÜN DETAYLARI ÖĞRETİLSİN DİYORUZ BİZ, EN İNCE DETAYINA KADAR ANLATILSIN, MATERYALİZM EN İNCE DETAYINA KADAR ANLATILSIN, LENİNİZM EN İNCE DETAYINA KADAR ANLATILSIN, CEVABI VERİLSİN.

Sayın Adnan Oktar’ın TV Kayseri, Samsun AKS, Gaziantep Olay TV’de yayınlanan 9 Aralık 2009 tarihli canlı sohbetinden

ADNAN OKTAR: TRT yıllardan beri Darwinist çalışma yapıyor, anlatıyor. FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜ VAR, ANLATSIN TRT. DARWİNİZM’İ ÇOK KAPSAMLI ANLATSIN. AMA ONUN KARŞITINI DA ÇOK KAPSAMLI ANLATSIN. MESELA TRT’NİN FELSEFEYLE İLGİLİ PROGRAMLARI OLSUN. KOMÜNİZMİ ANLATSIN, FAŞİZMİ ANLATSIN DEĞİL Mİ? DARWİNİZMİ ANLATSIN. AMA MÜSAADE ETSİNLER DE BİR DE DARWİNİZMİN GEÇERSİZLİĞİNE DAİR DELİLLER, BİLİMSEL DELİLLER ANLATILSIN.

Sayın Adnan Oktar’ın Dem TV ve Tepo TV’de yayınlanan 11 Aralık 2009 tarihli canlı sohbetinden

ADNAN OKTAR: Israrla ve kesinlikle söylüyorum; DARWİNİZMİN GEÇERSİZLİĞİ ANLATILIRSA, MARKSİZMİN GEÇERSİZLİĞİ İLMİ METOTLARLA ANLATILIRSA, Kİ TAMAMEN BİLİMSEL METOTLARLA ANLATILSIN İSTİYORUM BEN. Ama bakın önce Darwinizm çok kapsamlı anlatılsın halka. Marksizm çok kapsamlı anlatılsın, faşizm anlatılsın, materyalist felsefe anlatılsın. Sonra da bunun ilmi eleştirisi yapılsın.

Devamı >>>

Sayın Adnan Oktar'ın canlı yayın programı

Adnan Oktar diyor ki

Sayın Adnan Oktar'ın evrim teorisi hakkındaki görüşleri.

Listele >>>

  • Biz Darwinizm, materyalizmin en güçlü olduğu devirde ortaya çıktık ve bilimsel olarak dünya çapında Darwinizme diz çöktürdük.
    (A9 TV; 8 Kasım 2013)
  • Allah yarattığı delillerle evrimcilere sözlerini bir bir geri aldırıyor.
    (A9 TV; 20 Ekim 2013)
  • Kuran’da evrimle yaratılış yoktur, bir anda yaratılış vardır. Hz. Musa (as) asasını atıyor ve asa tam teşekküllü yılana dönüşüyor. Hz. İsa (as) çamurdan bir kuş yapıyor, üflediğinde kuş uçuyor. Melekler ve cinler de evrimle yaratılmamıştır.
    (A9 TV; 4 Mayıs 2013)
  • Evrim bilimsel birşey olsa sonuna kadar savunuruz zaten. Bakarız fosillere, Allah bizi bu sistemle yaratmış derdik. 450 milyon fosilin tamamı evrimin olmadığını gösteriyor. Bir protein tesadüfen olamıyor. Peki, nereden çıkarıyorsunuz bunu?
    (A9 TV; 11 Ocak 2013)
  • Dünyada evrim teorisini savunan, tek bir tane fosil yok. Türkiye’de on binlerce fosil var. Her yerde de sergileniyor. Bütün bilimsel deliller yaratılıştan yana. O zaman yapacağınız samimi olmaktır.
    (A9 TV; 30 Aralık 2012)
  • Türk halkının yüzde 95’i evrime inanmıyor.
    (A9 TV; 8 Eylül 2012)
  • Fosiller evrimi bitiriyor. Hangi fosiller? Tamamı. Hiçbir fosil evrim teorisini destekler tarzda değil. Hepsi yaratılışı destekliyor.
    (A9 TV; 10 Ağustos 2012)
  • ATEİSTLER, ALLAH’A İNANMAYANLAR ALLAH ANILDIĞINDA DEHŞETE KAPILIRLAR. Birde onlar kendilerini evrimle uyuşturdukları için, Darwinizm’le uyuşturdukları için,Darwinizm’in sahte olduğunu anlamak onları dehşete düşürür. Çünkü Darwinizm sahteyse Allah var anlamına geliyor. Allah’ın var olması demek, ahiretin var olduğu anlamına geliyor. ONLARDA ÖLÜM KORKUSUNDAN DAHA ŞİDDETLİDİR AHİRET KORKUSU.
    (A9 TV; 14 Temmuz 2012)
  • Gerçek insanla evrimciler hiç ilgilenmiyorlar. Yani gözsüz gören ve gerçekten göreni bir kenara bırakıyorlar. Görmeyen kör olan bir sistemle ilgileniyorlar. Duymayan kulakla ilgileniyorlar.
    (A9 TV; 29 Mayıs 2012)
  • “Yok, canlıları Allah yaratmadı; tesadüfen, evrimle oldu” diyor. O zaman tamam diyor Cenab-ı Allah. Ahirette tesadüfen nasıl olurmuş, Ben sana ona göre bir ortam meydana getireyim diyor. Allah böyle demiyor da, ben anlamaları için söylüyorum. TAM TESADÜFEN OLMUŞ GİBİDİR CEHENNEM, TAM ONLARIN DEDİĞİ GİBİ.
    (A9 TV 3 Mayıs 2012)
  • DOĞRU OLAN NEYSE, GÜZEL OLAN NEYSE, BİLİMSEL OLAN, AKLA YATKIN OLAN, AKLIN KABUL ETTİĞİ NEYSE O OLSUN DİYORUZ. Akıl bize evrimin olmadığını söylüyor, akıl bize Allah’ın var olduğunu gösteriyor, akıl bize barışın, sevginin güzel olduğunu gösteriyor. Biz de huzur içinde, sevgi içinde yaşamak istiyoruz.
    (17 Mayıs 2011; A9 TV ve Gaziantep Olay TV)
TOP