Darwinizm’in Dünyayı Aldatmasının Psikolojik Nedenleri – 1

Sadece tüm canlılığı birbirine bağlayan büyük bir benzerlik şablonu bulunduğunun tahmin edilmesi evrimi ispatlamaz, ancak bilim bizim (evrimcilerin) evrenin nasıl inşa edildiği ve nasıl davrandığı hakkındaki tespitlerimizi yalanlayarak ve çürüterek ilerler…53 Evrimci paleontoloji profesörü Niles Eldredge

Darwinizm, son derece ilkel bir mantık örgüsü üzerine kuruludur. Başta Darwin olmak üzere, tüm Darwinizm taraftarları çok yüzeysel bir anlayışla hareket ederler. Detaylara girmez, detaylar üzerinde araştırma yapmak, ayrıntılardaki muhteşem sistemler üzerinde düşünmek istemezler. Mantıkları son derece basittir: “İlk başta atom vardı, o patladı, art arda gelen tesadüfler neticesinde evren oluştu” derler. Ancak, son derece kompleks bir yapıya sahip, günümüzde dahi tüm parçacıklarının nasıl hareket ettiği tam olarak anlaşılamamış olan atomun nasıl ortaya çıktığını hiç düşünmezler.

Son derece hassas sistemlere sahip devasa galaksilerin ve üzerinde yaşadığımız Dünya’ya ait özel şartların iddia ettikleri gibi tesadüfen nasıl oluşabileceğini sorgulamazlar. “Bir çamurun içinde kendi kendine protein oluştu, sonra bu protein karar verip hücreyi oluşturdu” derler. Oysa hücrenin, indirgenemez komplekslikte muhteşem bir yapısının olduğunu ve günümüz teknolojisiyle bile oluşturulamadığını düşünmezler. Hücrenin içinde, protein dışında sayısız kompleks yapının da aynı anda ortaya çıkması gerektiğini, DNA gibi son derece kompleks bir molekülün de aynı anda meydana gelmesi gerektiğini hesaba katmazlar. Darwinistlerin bu derece yüzeysel olmalarının ve derin düşünmemelerinin en başta gelen nedenlerinden biri, Allah’ın üstün gücünü ve sanatını görmezlikten gelip, tesadüfleri kendilerine sözde ilah edinmiş olmalarıdır.

Darwinistler için tesadüfler, mucizeler meydana getiren sahte bir ilahtır. Oysa tesadüfler, birbirinden güzel çiçekleri, teknolojiyi, kelebekleri, kuşları, üzümü, çileği, insanı, hatta tek bir hücreyi bile ortaya çıkaramazlar. Darwinizm ise, bu büyük mantık zafiyetini görmezden gelir.

Evrimci mantığa göre etrafınızda gördüğünüz her şey kör tesadüflerin ürünüdür. Elektron mikroskobunda hücreyi inceleyip DNA’nın yapısını keşfeden, gen haritasını çıkaran bilim adamları, dünya siyasetine yön veren politikacılar, içinde yaşadığımız şehirler, sahip olduğumuz medeniyet, ağaçlar, çiçekler, kuşlar, sinekler, kelebekler, arılar, timsahlar, kediler, kaplanlar, aslanlar, balıklar kısaca evren ve içindeki her şey, evrimci mantığa göre uzun zaman dilimleri içinde arka arkaya oluşan tesadüflerin eseridir. Tesadüf, Darwinist zihniyet için adeta büyülü bir kelimedir. Bir Darwinist’e soracağınız hemen her sorunun cevabı, “tesadüfler, bu konuyu halletti” olacaktır.

Tesadüflere olağanüstü bir güç atfeden Darwinistler, Darwinizm’in sırlarını bilen derin alimlerin var olduğunu zannederler. Bu kişilerin bir gün çıkıp bütün bilgileri ortaya dökeceklerini, şimdiye kadar tespit edilememiş bilimsel delilleri ortaya çıkaracaklarını ve bu şekilde evrimin kesin olarak kanıtlanacağını zannederler. Oysa böyle bir şey yoktur. Bu, Darwin’den miras kalan bir beklentiden ibarettir. Darwin de teorisini büyük bir mantık zafiyeti üzerine kurgulamış ve teorisinin açmazlarını ortadan kaldırabilecek delillerin bir gün bir şekilde mutlaka bulunacağını hayal etmişti. Bu beklenti, tıpkı günümüz Darwinistlerinin beklentileri gibi boşa çıkmış, evrim teorisi 21. yüzyıl bilimine ve teknolojisine rağmen ispatlanamamış, tam tersine yalanlanmıştır. Ancak bu gerçek Darwinistler tarafından göz ardı edilir. Çünkü Darwinist bilim adamları için asıl olan, teorinin ispatlanamamış olmasına rağmen bir şekilde ayakta tutulmasıdır. Önemli olan, bilim ve bilimin gösterdiği gerçekler değil, adeta bir din gibi benimsenen Darwinizm’e olan bağlılıktır. Amerikalı profesör Phillip Johnson ise, Darwinizm’e olan bağlılığın gerçek yüzünü şöyle açıklar:

Modern bilimin liderleri, kendilerini bir Yaratıcı’nın var olduğunu kabul edenlere karşı girişilen bir savaşın öncüleri olarak görmekteler… Darwinizm ise, bu savaşta yeri doldurulamaz bir ideolojik rol oynamaktadır. İşte bu nedenle, bugün bilim çevreleri, Darwinizm’i test etmeyi değil, ne olursa olsun korumayı kendilerine amaç edinmişlerdir. Bilimsel araştırmaların kuralları da, bu ideolojiyi doğrulayacak şekilde belirlenmektedir.54 Amerikalı profesör Phillip Johnson

Bunun için en sık başvurulan yöntem ise, defalarca deşifre olmuş bilimsel sahtekarlıklar, yalanlar ve aldatmacalardır. İnsanların büyük bir çoğunluğunun, evrim teorisinin bilimsel bulgular karşısında yenilgiye uğradığını bilmemelerinden faydalanılarak, sahte deliller ortaya sürülür. Bu uydurma deliller adeta reddedilmesi mümkün olmayan bilimsel veriler gibi tanıtılır. Bir dizi yalan ve aldatmaca, doğruluğundan şüphe bile edilmemesi gereken bilgilermiş gibi sürekli gündemde tutulur. Bu esnada, ortaya konulan iddiaların sorgulanmasına bile gerek yokmuş izlenimi uyandırılır. Bir süre sonra insanların önemli bir kısmı bu telkinlerin etkisi altına girer ve evrim teorisini bilimin sözde ayrılmaz bir parçasıymış gibi değerlendirmeye başlar.

Coelacanth, canlısı bulunana kadar, evrimciler tarafından en önemli ara form örneği olarak sunuluyordu. Coelacanth’ın defalarca canlı örneğinin bulunması, evrim teorisini büyük bir çöküşe uğratmıştır.

Bu yoğun propaganda nedeniyle insanların bir kısmı, halen, evrimin yaşandığını gösterebilecek tek bir ara fosil bile olmadığını bilmemektedir. Bir kısmı ise ara fosillerin olduğunu, ama bir yerlerde saklandığını zannetmektedir. Pek çok kişi, soyu tükenmiş olan Archaeopteryx’in günümüz kuşları gibi bir kuş olduğunu bilmemekte, bunu ara fosil zannetmektedir. Bazı insanlar, yıllarca, sözde evrimin delili bir ara fosil gibi sergilenen Coelacanth’ın, hala günümüz denizlerinde yaşamakta olan kompleks özelliklerde bir dip balığı olduğunun anlaşıldığından haberdar değildir. Bazı insanlar ise bir çamur birikintisinin içinden günün birinde tek hücreli canlıların oluştuğunu zanneder, hatta bazıları su birikintisinin içinde bir süre sonra kendi kendine kurbağa oluşabileceğine bile inanır. Bir kısım kişiler de, Darwinistlerin telkinlerine aldanarak, sürüngenlerin sinek avlarken kanatlanıp kuşa dönüştüğünü zannederler. Ama, Darwinist telkinler nedeniyle, sürüngenin avlamaya çalıştığı sineğin mükemmel bir sistemle kanatlarını saniyede 500 kere çırparak zaten uçmakta olduğunu düşünmezler. Çünkü Darwinizm “mümkün olduğunca düşünmemek” üzerine inşa edilmiş bir ideolojidir. İnsanları da düşünmemeye, detaylara dikkat vermemeye, sadece körü körüne söylenenlere inanmaya sevk eder. İşin aslı ise, ancak bu konudaki gerçekler ortaya çıkarıldığında anlaşılabilmektedir. Fosil kayıtları ortaya konduğunda, hücrenin yapısı gözler önüne serildiğinde, paleontoloji, biyoloji, anatomi, zooloji, botanik, biyogenetik, biyomatematik gibi sayısız bilim dalının keşifleri gösterildiğinde, insanlar, Darwinizm’in gerçek yüzünü görmekte, yıllardır maruz kaldıkları telkinlerin birer masaldan ibaret olduğunu hemen kavramaktadırlar.

Görüldüğü gibi, Darwinizm’in dayanak noktası spekülasyonlar, sahte deliller ve tesadüfen gerçekleştiği iddia edilen hayali mucizelerdir. Darwinizm, büyük bir kitle aldatmacasıdır. Tüm insanlara karşı oynanan büyük bir oyun, büyük bir yalandır. Toplumlar bu asılsız teoriye aldatıcı telkinlerle inandırılmış, akıl almaz yalanlarla ikna edilmişlerdir. Ta ki, gerçekler ortaya çıkarılıncaya, evrim teorisinin asılsızlığı ve aldatıcılığı insanlara tüm delilleriyle tanıtılıncaya kadar. Bugün artık insanlığın büyük çoğunluğu, evrim teorisinin hiçbir bilimsel vasfı olmadığını; bilimsel bulguların, evrenin ve tüm varlıkların Yüce Rabbimiz’in eseri olduğunu bir kez daha ispatladığını kesin olarak görmüştür.

Peki yaklaşık 1.5 asırdır devam eden bu oyunun insanlar üzerinde etkili olmasının sebepleri nedir? Darwinizm’in insanlar üzerinde etkili olmasının nedenleri psikolojiktir. Darwinizm, bir kısım medyayı da kullanarak, adeta bir büyü etkisi yapmış, bir tür kitle hipnozuyla toplumları etkisi altına almıştır. Teorinin ilk ortaya atıldığı yıllarda karşılaştığı tepki, tamamen psikolojik yöntemlerle bir süre sonra sindirilmiş ve kitleler zamanla aklın ve mantığın asla kabul edemeyeceği iddiaları normal görmeye, hatta bunları kabullenmeye başlamıştır. Başka bir koşul altında olsa gülünç bulunacak mantıksız hikayeler, bilimsel birer gerçek gibi algılanmıştır. Evrim teorisinin sunulma şekli ahlaki prensipleri tanımamakta, saygı, dürüstlük, bilimsellik, doğruluk gibi kavramları kabul etmemektedir.

Darwinizm’in dünyayı aldatmasının psikolojik nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

Bilimsel Gösteri Yapmaları

Evrimci biyoloji spekülatif delillerle büyük darbe almıştır. Anatomik ve ekolojik bilgiler kaydedilir ve daha sonra bu kemiğin neden belirli bir şeye benzediği ya da neden canlının burada yaşadığı hakkında tarihi veya uygun açıklamalar kurgulanmaya çalışılır. Bu spekülasyonlar ‘senaryolar’ olarak adlandırılmıştır. Aslında çoğu zaman horlanarak ve haklı gerekçelerle, ‘masal’ olarak da tanımlanırlar. Bilim adamları ‘bu hikayelerin masal olduğunu bilmektedirler; ne yazık ki (bu masallar) mesleki metinlerde son derece ciddiye alınırlar ve doğru kabul edilirler.’55 Evrimci paleontolog Stephen Jay Gould

Darwinistlerin en bilinen aldatmaca yöntemlerinden birisi, evrimin sözde bilimsel bir kavram, evrim teorisinin de bilimin desteklediği bir teori olduğu yalanıdır. Evrim teorisi, bilim tarihinde bir dönüm noktası olarak tanımlanır ve evrim teorisine karşı çıkanlar da “bilim karşıtı” olarak lanse edilir. Oysa bu, büyük bir aldatmaca, gerçeklerle hiçbir şekilde örtüşmeyen bir gösteridir. Evrim teorisi, materyalist felsefenin bir zorunluluğu olarak ortaya çıkmış bir dogmadır. Darwinizm ise bir tür şaman dinidir. Şamanizm nasıl doğadaki bazı güçlere tapınmayı temel alıyorsa, Darwinizm de aynı şekilde doğaya tapınır. Doğayı, kendince “efsanevi ve esrarengiz güçleri olan” bir varlık olarak tanımlar. Taşın toprağın, Güneş’in, şimşeğin, rüzgarın bir araya gelerek tesadüflerin etkisiyle canlılığı meydana getirdiğine inanır ve toplumlara bu yalanı telkin eder. Darwinizm’in yöntemi, bilimsel deliller sunarak teorinin geçerli olup olmadığını tartışmak değil, bilimsel ifadeler kullanıp gösteri yaparak teorinin doğru olduğu izlenimini oluşturmaya çalışmaktır.

Darwinist yayınlar, evrim aldatmacasının en önemli propaganda malzemelerindendir. Yanıltıcı başlıklar, kullanılan göz boyayıcı bilimsel terimler, evrimi, bilimsel bir gerçekliği varmış gibi göstermeye yöneliktir. Fakat bu yayınların içinde, evrimi doğrulayan tek bir kanıt dahi bulmak mümkün değildir.

Bütün Darwinist yayınlarda, evrimin bilimsel bir teori olduğu söylenir. Ama Darwinizm’in öne sürdüğü herhangi bir iddiaya getirilebilmiş bir tane dahi bilimsel delil bulunmamaktadır. Darwinizm, tek bir hücrenin nasıl ortaya çıktığını açıklayabilmiş değildir. Sözde tesadüflerin eseri olarak ortaya çıkan bu hücreden, binlerce farklı canlı türünün hangi mekanizmalarla oluştuğunu delillendirebilmiş değildir. Canlıların birbirlerine hayali dönüşümleri iddiasını, tek bir örnek üzerinde bile gösterebilmiş değildir. Balıkların sürüngenlere, sürüngenlerin kuşlara dönüştüğünün uzun uzun anlatıldığı evrim masallarını ispatlayan hiçbir bulgu yoktur. 150 yılı aşkın süredir yapılan kazılarda, bir tane bile bu hayali sürecin izini gösterecek ara form fosiline rastlanmamıştır. Dahası evrim teorisi, genetik biliminin ortaya koyduğu yenilikler konusunda da sessizdir, açıklamasızdır, delilsizdir. Kısaca evrim teorisi, bilimsellikten son derece uzaktır. Bilim, evrim teorisini yalanlamaktadır. Astronomi, biyoloji, paleontoloji, jeoloji, fizik, kimya, jeofizik, embriyoloji vb. birer bilimdir. Darwinizm ise bilim değildir, ilkel bir Şaman dinidir. Buna rağmen Darwinistler, telkinlerini ikna edici gösterebilmek için bilimi alet edinirler. Darwinistlerin bilimi kullanma yöntemleri ise tanıdıktır:

Öncelikle bilimsel konuların halk tarafından anlaşılmasının mümkün olmadığı, ancak bir avuç sözde seçkin insanın bilimi anlayabileceği telkininde bulunurlar,

Bu telkini pekiştirmek için yazılarında ve konuşmalarında halkın çoğunluğu tarafından bilinmeyen bilimsel terimler kullanırlar,

Uzun karmaşık formüller, Latince terimler ve ifadeler, ağır ve anlaşılmaz bir dil kullanarak son derece önemli bir konudan bahsediyormuş izlenimi verirler. Anlattıkları, bilimle tamamen çeliştiği halde, bilmeyenlerin bunu bilimin bir parçası zannetmesini sağlarlar,

Darwinist bilim adamlarından, profesörlerden, evrimci yayınlardan sık sık alıntılar yaparak, bilim dünyasının tamamının evrime inandığı imajını oluşturmak isterler. Böylece, bilimle evrimin çeliştiği gerçeğini gizlemeyi umarlar. Amaç, “Bu teori bilimsel bir gerçek ve tüm bilim otoriteleri tarafından kabul ediliyor” izlenimi verebilmektir. Phillip E. Johnson, Darwinistlerin bu yöntemlerini şöyle özetler: (Evrim) Teori büyük ölçüde söz sanatına özgü ikna etme yöntemlerine dayanan bir propaganda kampanyasıyla ayakta tutulmaya çalışılmaktadır: Gizli varsayımlar, üzerinde konuşulan sanki kanıtlanmış gibi varsayılan ifadeler, belli belirsiz tanımlanmış ve tartışmanın ortasında anlamı değiştirilmiş terimler, hayali düşmanlara saldırılar, seçmece kanıtların alıntıları ve benzeri. Teori aynı zamanda kültürel itibarıyla korunmaktadır.56 Phillip E. Johnson

Oysa ne Latince terimler, ne karmaşık cümleler, ne de evrimci birkaç profesörün sürekli ön plana çıkarılıyor olması, evrim teorisinin içinde bulunduğu çıkmazı ortadan kaldırabilir. Belki bir müddet daha evrimin bilim karşısında aldığı yenilgi örtbas edilebilir, ama gerçekler en sonunda ortaya çıkacaktır. Çünkü evrimci kaynakların hiçbirinde evrimi savunmak için kullanılabilecek bilimsel bir veri yoktur. Darwinist dergilerde, kitaplarda, gazetelerde, televizyon programlarında, konferanslarda, sadece farklı evrimcilerin farklı senaryoları dile getirilir. Ancak neticede bunlar birer varsayımdan, daha doğrusu spekülasyondan ibarettir. Bu kişilere, anlattıkları hikayenin bilimsel dayanağını sorduğunuzda, bu iddialarını hangi bilimsel bulguların desteklediğini görmek istediğinizde, alacağınız cevap büyük bir sessizlikten ibaret olacaktır.

Bir kez daha ifade etmek gerekir ki, Darwinistlerin kullandıkları ağır, anlaşılmaz dil ve teknik üslup, evrim teorisinin lehinde hiçbir delil sunmaz. Bu yöntemin kullanılmasının tek sebebi göz boyamak, “evrim bilimseldir” aldatmacasını zihinlere yerleştirmektir. Ancak evrim teorisinin gerçek mahiyeti anlaşıldıkça ve bir aldatmaca üzerine kurulu olduğu insanlara gösterildikçe, artık bu sahte yöntemler de geçerliliğini ve etkisini yitirmektedir.

Nutfeden yaratılmış olan insan Allah’ın ayetlerindendir… Önceden halinin ne idiğini sonra ne olduğunu düşün! Acaba ins (ins) ve cin biraraya gelseler nutfeden bir göz, yahut kulak, yahut akıl, yahut kudret, yahut ilim veya ruh yaratabilirler miydi? Ondan kemik, damar, sinir, deri, kıl vesaire yapmaya muktedir olurlar mıydı? Bunlar bir tarafa Allah yarattıktan sonra insanın keyfiyyet ve mahiyetini, varlığının künhünü (bir şeyin aslı, cevheri, özü) anlamak isteselerdi bundan da aciz kalırlardı… Allah’ın lütuf ve keremine, o muazzam kudrete ve hikmete bakınız, insanı nasıl kucaklıyor. Ne derece hayreti mucibtir ki (icab eden), duvarda bir resim veya güzel bir hat yahut nakış gören kimse durur, hayranlıkla onlara bakar, sanatkarın onları nasıl yaptığını düşünür, yaptığı işin ne kadar büyük bir sanat ve maharet olduğunu ifade eder de şu muazzam kainata ve Allah’ın mahlukatına (yarattıklarına) baktığı halde, onları ve Allah’ın sanat ve hikmetini düşünmekte gaflet eder.57 İmam Gazali

Bazı Profesör ve Bilim Adamlarının Teoriyi Savunmaları

Bazı bilim adamlarının Darwinist olması, insanların sanki tüm bilim dünyası evrime inanıyormuş, dolayısıyla evrim bilimsel bir teoriymiş gibi yanlış bir kanaat edinmesine sebep olabilir. Gerçekten de bilim dünyası içinde Darwinist telkinlere kapılmış çok sayıda insan vardır. Ancak bunların büyük kısmının Darwinizm’e olan bağlılıkları bilimsel bir yaklaşımın sonucu değildir. Evrim teorisinin materyalizme ve ateizme sağladığı dayanak, bu kişilerin Darwinizm’i ideolojik kaygılarla sahiplenmelerine neden olmaktadır. Bu insanlar Darwinizm’in geçersizliği ortaya konduğunda, materyalizmi yaşatmanın mümkün olmadığını bilmekte, bu nedenle de akla, bilime ve mantığa aykırı olmasına rağmen var güçleriyle Darwinizm’i savunmaktadırlar. Darwinizm’in materyalist kaygılarla desteklendiğini, Phillip Johnson, Marksist zoolog Richard Lewontin’in iddialarını değerlendirdiği bir yazısında şöyle açıklamaktadır:

Darwinizm, felsefi olarak tarafsız olması gereken (bilimsel) kanıtlara değil, materyalizme olan “a priori” (önceden kabul edilmiş, doğru varsayılmış) sadakate dayalıdır. Felsefeyi bilimden ayırdığınızda, kibir kulesi yıkılıverir. Toplum bunu tam olarak anladığında, Lewontin’in Darwinizm’i, bilimsel müfredattan silinmeye başlayacak ve tarihin tozlu raflarında Lewontin’in Marksist görüşlerinin yanında yerini alacaktır.58 Phillip Johnson

Bu gerçeği bilmeyen halkın önemli bir kısmı da söz konusu kimselerin, bilime olan sadakatleri nedeniyle evrimi savunduklarını sanmaktadır. Oysa Darwinistlerin sadakati bilime değil, materyalizme ve evrim dogmasınadır. Biyokimya profesörü Michael Behe, bilim dünyasının materyalist dünya görüşü nedeniyle evrime sahip çıktığını ve bilimin halka nasıl yansıtıldığını şöyle ifade eder:

Göklerde ve yerde her ne varsa O’nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır. (Hac  Suresi, 64)

Evrenin nasıl çalıştığıyla ilgili neredeyse tüm bilgiler, ayırt edilmeden, önce katı bir materyalist filtreden geçirilir. Daha sonra halka sunulur… Bilimsel literatür tamamen bu anlayışı yansıtır. Çalışmalar çoğunlukla, hem genelde hem de özel konularda, doğanın bilinen ve emin olunan işleyişinden bahseder. Okul kitapları bu kanaati öğrencilere ileterek görevlerini yerine getirmiş olurlar. Bu tanımlamalar, boşluklardan veya cevaplanamayan sorulardan hiç bahsetmez. Bunun yerine, her şeyin bilindiği, en azından hemen her şeyin bilindiği ve laboratuvarlarda test edildiği izlenimi verilir. Eğer teoriye uymayan bir kanıt varsa, o zaman da teoriden değil kanıttan şüphe edilir… Sorun, mantıklı iddialara dayalı olmayan, sosyal baskıyla yaygınlaştırılan materyalizmdir.59 Biyokimya profesörü Michael Behe

Michael Behe’nin sözünü ettiği sosyal baskının, yoğun olarak yaşandığı asıl yer ise akademik dünyadır. Dünyanın pek çok ülkesinde okullarda ve üniversitelerde Darwinist akademisyenler desteklenmekte, Allah inancına sahip bilim adamlarının ise akademik kariyerleri engellenmeye çalışılmaktadır. Darwinizm’i reddettikleri için çoğunun kitapları, makaleleri bilimsel yayınlarda yer almamakta, bir taraftan da hiçbir doğruluk ifade etmediği halde “gericilikle” suçlanmaktadırlar. Çoğu Batı ülkesinde eğer bir bilim adamı akademik kariyer yapmak istiyorsa, Darwinci safsatalara göz yummak, hatta bunları ister istemez savunmak zorundadır. Aksi takdirde akademik kariyerinde yükselmesi, hatta bulunduğu üniversitede kalıcı olması dahi çok zordur. Evrimci bilim adamları akademilerde, üniversitelerde bir çeşit “diktatörlük” oluşturmuşlardır. İnançlı bilim adamlarının Yaratılış’ın bilimsel delillerini ortaya koymaları, bilim dünyasının çoğunluğu, özellikle de materyalist düşüncenin hakim olduğu kurumlar ve akademiler tarafından tepkiyle karşılanmakta, ancak ateizm veya materyalizm propagandası yapılmasına asla karşı çıkılmamaktadır. Bu da, bazı bilim adamlarının evrimin geçersiz olduğunu bilmelerine rağmen, gelecek endişesi ve kariyerlerini kaybetme korkusuyla seslerini yükseltmemelerine neden olmaktadır.

Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah’ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah’ın ilmiyle her şeyi kuşattıığını bilmeniz, öğrenmeniz için.
(Talak Suresi, 12)

Görüldüğü gibi bilim dünyasının evrime verdiği desteğin arkasında ya ideolojik kaygılar ya da baskı ve sindirme yöntemleri yer almaktadır. “Bilim dünyası evrimi savunuyor, demek ki evrim, test edilmiş, doğruluğu bilimsel verilerle tespit edilmiş bir teoridir” düşüncesi ise büyük bir aldanıştır. Bu aldanış, Darwinistlerin uyguladığı psikolojik mücadele tekniklerinin bir sonucudur ve gerçekleri yansıtmamaktadır. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki, Darwinistlerin ısrarla iddia ettikleri gibi bilim dünyasının tümü evrimci değildir. Tüm baskı ve yıldırma metotlarına rağmen, evrim karşıtı olduğunu açıkça ifade eden sayısız bilim adamı, akademisyen ve profesör bulunmaktadır. Bu kişiler evrim teorisinin açmazlarını ortaya koymakta, gerçekleri halka ulaştırmaya çalışmaktadır. Üstelik Darwinist büyünün etkisinden kurtulan bilim adamlarının sayısı gün geçtikçe de artmaktadır.

Darwinizm, Darwinist bilim adamlarının dünya çapında etkili olma çabalarına rağmen çöküntüye uğramıştır. Bunun en önemli sebebi, teorinin bilimsel delilsizliğinin, evrimci bilim adamlarının varlığına karşın, açıkça gündeme getirilmiş, dünyaya ilan edilmiş, bu yalan ve aldatmaya karşı tüm insanların uyarılmış olmasıdır.

Bağdat’ın karşı sahilinde oturan Ebu Hanife’nin tartışma saatinde yerini almamış olması, dehrinin (Allah’a inanmayan tartışmacı) ve kalabalığın zihninde değişik soruların şekillenmesine neden olur. Herkes merak içindedir… “Neden gelmedi? Gelmeyecek mi? Korktu mu? Delil mi bulamadı?” vb. sorular.! İmam-ı Azam, belirlenen saatten bir müddet sonra gelir. Dehri, son derece moral kazanmış, küfür ve gururu daha da artmıştır…

Ebu Hanife, özür dileyerek gecikmesinin sebebini anlatmaya başlar: “Karşı sahilden bu tarafa gelebilmek için bir vasıta bulamadım. Beklemeye başladım. Belki bir kayık veya sal gelir de onunla giderim diye düşünüyordum. O esnada ağaçların birdenbire devrildiğini gördüm. Devrilen ağaçların kendiliğinden kereste, kerestelerin kendiliğinden kayık olduğuna şahit oldum. Yine kendiliğinden bir kürek ve yelkenin vücud bulduğunu gördüm. Sizlere karşı daha fazla mahcub düşmeyeceğimden sevinerek, kayığa atladım. Kayık kendiliğinden beni buraya getirdi…” Dehri ve dinleyenler bu sözlere bir mana veremezler. Tabiatçılığı savunan, her şeyi tabiatın var ettiğini iddia eden tartışmacı, böyle bir olayın, anlatıldığı tarzda gerçekleşmesinin mümkün olmadığını söyler.

Büyük İmam tebbessüm ederek şöyle der: “Bir küçük kayığın bile kendiliğinden, yapıcısı ve sanatkarı olmadan meydana gelebileceğini kabul etmediğiniz halde, nasıl oluyor da, bu muazzam kainatın bir yapıcısı, bir Yaratıcısı olmadan kendiliğinden vücud bulduğuna inanıyorsunuz? Kainat kainatın değil, Allah’ın eseridir. Bütün bunca belgeler ortada iken, Allah’ın varlığı ile ilgili bir tartışma ve münazara başlatmak gereksizdir.60 İmam-ı Azam Ebu Hanife

Allah İnancını Kabul Etmekte Zorlanmaları

Evrendeki hassas dengelerin ve canlılardaki kompleks yapıların tesadüfen meydana gelmiş olmasının imkansızlığını gören bir insan, aynı zamanda tüm bunların üstün bir Aklın, yani Allah’ın eseri olduğunu da anlayabilir. Ama insanların bazıları, cahilce düşünceler, yanlış kanaatler ve sapkın mantık örgüleri nedeniyle Allah inancını kabul etmekte zorlanırlar. Bu durumun en önemli sebeplerinden biri, kendilerini adeta üstün bir varlık olarak görmeleri ve kendilerinden üstün bir Yaratıcı’ya inanıp ona ibadet etmekte tereddüt etmeleridir. (Allah’ı tenzih ederiz.)

Bu tereddütlerinin temelinde, ahiretin ve hesap gününün varlığını düşünmekten korkmak, bu gerçeğin insana yüklediği sorumluluklardan kendince kaçmaya çalışmak vardır. Her şeyin hakimi ve üstün güç sahibi olan Yüce Allah’a inanmak ve O’nun Yüce varlığını kabul etmek, ahiretin varlığını da kabul etmeyi ve beraberinde de Allah’a ibadet etmeyi gerekli kılar. Bu gerçeğe inanan bir insan, dünyada tüm yaptıklarından sorumlu olduğunu bilecek ve buna göre yaşayacaktır. Nefsinin bencil taleplerinden sakınacak, iradesini kullanacak, her koşulda vicdanlı ve güzel ahlaklı olmaya gayret edecektir. Bir insanı hem manen hem de madden zenginleştiren ve güzelleştiren, kalitesini ve asaletini artıran bu durum, bazı insanlar için zor görünmektedir. Oysa asıl zor olan, yaratılışına aykırı olarak, vicdanını göz ardı etmek, sürekli vicdanına baskı uygulayarak yaşamaktır. Günümüzde birçok insanın yaşadığı acı ve sıkıntıların kaynağı, vicdanlarını köreltip sürekli nefislerine uymaları ve nefsin telkinlerinin neden olduğu zorluklardır.

Darwinistler ise, bir yandan kendileri Allah’a iman etmekten kaçınmakta, bir yandan da bazı insanların sahip olduğu bu yanlış psikolojiyi amaçları doğrultusunda kullanmaktadırlar. Kendi nefislerini haksız yere yücelterek kendilerince sahte bir üstünlük kazanmakta, gücün, kudretin ve izzetin asıl sahibi olan Allah’a inanmayı, O’na ibadet etmeyi reddetmektedirler. Büyük bir cehaletle kendilerini ilahlaştırdıklarından (Allah’ı tenzih ederiz) ve her olayı kendi kontrollerinde zannettiklerinden, kadere tabi oldukları gerçeğini bir türlü kavrayamaz, bu gerçeği mümkün olduğunca düşünmek  istemezler. Her şeyin başıboş geliştiğini iddia ederek, kendilerinin de sözde başıboş bir ortamda kontrolsüz yaşadıklarını kabul etmek isterler. Ahiret gerçeğini göz ardı ettiklerinden, sonsuz zannettikleri, daha doğrusu öyle olmasını istedikleri dünyada, sonsuza kadar var olacaklarını ya da öldüklerinde tamamen yok olacaklarını düşünürler. Böylece ölümü ve ölümden sonra karşılaşacakları hesap gününü hiç düşünmediklerinde, bu gerçekle karşılaşmayacaklarını sanırlar. Küçük bir çocuğun mantık örgüsünü andıran bu yaklaşımın, kendilerini yaşamları boyunca rahat ettireceğine inanırlar.

Canlılığın ve yaşamın kör tesadüflerin eseri olduğu iddiasındaki evrim teorisi ise, bu zihniyetteki insanlar için önemli bir dayanak noktası oluşturmaktadır. Kendilerince canlılığın kökenine Yaratılış dışında bir açıklama getirdiklerini zannederler ve bu zanna büyük bir güçle bağlanırlar. Öyle ki bir müddet sonra, bu yalana kendileri de inanır, tüm saçmalıklarını gördükleri halde evrimi savunmaya devam ederler. Çünkü evrimi kaybetmeleri demek, tüm yaşamlarını üzerine inşa ettikleri felsefelerini, hayat görüşlerini kaybetmeleri demektir. Darwinizm’in geçersizliğini kabul etmeleri demek, evrenin meydana gelişinin ve canlıların oluşumunun tek açıklamasının Yaratılış Gerçeği olduğunu kabul etmeleri demektir. Bu ise, sorumsuzluğu ve başıboşluğu savunan Darwinist ideoloji ile tam anlamıyla çelişmektedir. Darwinist ve materyalist bilim adamlarının bu batıl bakış açısını, Delaware Üniversitesi’nden parçacık fizikçi Stephen M. Barr şu sözlerle dile getirir:

Pek çok (materyalist, Darwinist) bilim adamı, bilimin ilerlemesiyle gün geçtikçe, evrenin ve insanlığın “amaçsızlığının” ve maddesel güçlerin ve kör tesadüflerin ürünü olduklarının daha açık anlaşılacağına inanmaktadır. Pek çoğu bilimin bize öğretmesi gereken dersin bu olduğunu düşünmektedir. Bu düşüncenin önde gelen temsilcilerinden zoolog Richard Dawkins, ‘Gözlemlediğimiz evrenin neticede hiçbir tasarıma, amaca, iyiliğe, kötülüğe sahip olmayan, amaçsızlık dışında hiçbir özelliği olmayan bir evren olduğunu kabul ettiğimizde, umduğumuz tüm özelliklere sahip olacaktır’ diye yazmaktadır. Evrenin amaçsızlığını ve bunun insanlar için hiçbir şey ifade etmemesi gerektiğini sıkça dile getirenlerden biri de, zoolog Stephen Jay Gould’dur. Gould, insan ırkının evrimsel tarihin çılgın bir kazası olduğunu ve yaşam ağacında ince bir daldan ibaret olduğunu söylemektedir. Bertrand Russel ise, “Durgun bir suda meydana gelen bir kazadan başka bir şey değiliz” demektedir.61 Delaware Üniversitesi’nden parçacık fizikçi Stephen M. Barr

Oysa gerçek şudur: Darwinistler, isteseler de istemeseler de, Allah’ın kendileri için belirlemiş olduğu kadere tabidirler. Yeryüzündeki tüm varlıklar öyledir ve Allah’ın kendileri için seçip beğendiği hayatı yaşamakta, O’nun verdiği rızıkla hayat bulmaktadır. Darwinistler, inkar etse de etmese de ahiret vardır ve Darwinistlerin her biri, tüm diğer insanlar gibi hesap günü Kudret Sahibi Rabbimiz’in huzurunda sorguya çekileceklerdir. Dünyada ne kadar sorumsuz ve rastgele yaşadıklarını iddia ederlerse etsinler, ahirette, yaşadıkları her anın hesabını vereceklerdir. Dolayısıyla, dünyada Allah inancını kabule zorlanmaları ve bunun için farklı yollarla kendilerini aldatma yoluna gitmeleri bir çözüm olmayacak, bu yöntemleri onlara bir fayda sağlamayacaktır.

Bugüne kadar Darwinizm’in içinde bulunduğu çöküşü gören binlerce insan kendisini bu büyünün etkisinden kurtarmış, gerçeklere yönelmiştir. Darwinistler de, yanlışta ısrar etmek yerine, doğruya yönelmeyi artık kabul etmeli, hatasını anlayıp kabul etmenin güzel bir davranış olacağını görmelidirler. Dünyada imkan varken hatalı tutum ve davranışlarını değiştiren insanlar, ahirette Rabbimiz’in rahmetini ve merhametini umabilirler.

Birçok bilim adamı ve teknoloji uzmanının Darwin teorisine dilleriyle hizmet ediyor olmalarının tek nedeninin, bu teorinin bir Yaratıcı olduğunu reddetmesi olduğunu kabul etmek zorundayız..62 Evrimci Antropolog Michael Walker

Madem dünya var. Ve dünya içinde bu âsârıyla (eserlerle) hikmet ve inayet (yardım) ve rahmet ve adalet var. Elbette dünyanın vücudu gibi kat’î olarak âhiret de var. Madem dünyada her şey bir cihette o âleme bakıyor. Demek oraya gidiliyor. Âhireti inkâr etmek, dünya ve mâfîhayı (içindekileri) inkâr etmek demektir. Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.63 Bediüzzaman Said Nursi


Dipnotlar

53. Richard Ellis, Aquagenesis, “The Origin and Evolution of Life in the Sea”, Penguin Books, 2001, s. 6

54. Phillip E. Johnson. Darwin On Trial, Intervarsity Press, Downers Grove, Illinois, 2nd ed, 1993, s. 155

55. Richard Ellis, Aquagenesis, “The Origin and Evolution of Life in the Sea”, Penguin Books, 2001, s. 204

56. Phillip E. Johnson, Objections Sustained, InterVarsity Press, 1998, s. 9

57. İmam Gazali, Zübdet-ül-ihya, Huccet-ül-İslam, Muhammed Cemaleddin el-Kasımi, Salah Bilici, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 1973, s. 579

58. Phillip E. Johnson, The Unraveling of Scientific Materialism, First Things: A Monthly Journal of Religion and Public Life. Sayı: 77, 22 Kasım 1997

59. First Things: A Monthly Journal of Religion and Public Life, Sayı: 158; Aralık 2005

60. Emin Arık, Ateizm’den İnanca, Marifet Yayınları, İstanbul, 1998, 4. baskı, s. 68

61. Stephen M. Barr, Retelling the Story of Science, This essay was originally presented in New York City, 15 Kasım 2002, as the sixteenth annual Erasmus Lecture of the Institute on Religion and Public Life.

62. Dr. Michael Walker, Quadrant, Ekim1982, s.44

63. Sözler 87